Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı ve eşini bir operasyonla alıp New York’a götürdüğü iddiası, yalnızca bugünün değil, aslında Amerikan devlet aklının onlarca yıldır sürdürdüğü kirli sicilin yeni bir halkasıdır. Bu olay; demokrasi, insan hakları ve hukuk söylemlerinin Batı için sadece birer araçtan ibaret olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Amerika’nın bu konudaki sicili fazlasıyla kabarıktır. Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Mısır’a, Filistin’den Suriye’ye kadar İslam beldelerinde milyonlarca insan ya işgal edilmiş, ya yerinden edilmiş, ya da Guantanamo başta olmak üzere gizli işkence merkezlerinde insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmıştır.
Bu işkenceler, hukuksuz tutuklamalar ve kaçırmalar sadece ABD’nin eseri de değildir. Bu suçların perde arkasında Batılı birçok ülke bulunmaktadır. Başta İngiltere, Fransa, İsrail ve Almanya olmak üzere pek çok Batı devleti, Amerika’nın bu zulümlerine ya doğrudan ortak olmuş ya da sessiz kalarak suçun parçası hâline gelmiştir.
Bugün Batı’nın “medeniyet” dediği düzen; mazlumların kanı, işkence gören bedenler ve çalınan yeraltı–yerüstü kaynakları üzerine kuruludur. Ortadoğu’daki taşeron rejimler ise bu düzenin yerel uygulayıcılarıdır.
Filistin Bağırdıkça Kaybedilen Topraklar
1948’den bu yana işgal altında bulunan Filistin toprakları için Müslümanlar, yaklaşık 50–60 yıldır meydanlara çıkıyor; “Özgür Filistin”, “Kahrolsun İsrail”, “Kahrolsun emperyalizm” sloganları atılıyor. Ne var ki acı bir gerçek vardır Biz sokaklara döküldükçe Filistin toprakları küçülmüştür.
Bu durum açıkça şunu göstermektedir
Bizim kendi sokaklarımızda bağırmamızla Filistin özgürleşmeyecektir.
Bugün Gazze, son iki yıldır ağır bir savaşın ve ekonomik yıkımın altındadır. Binlerce insan çadırlarda, sular altında, çamur içinde yaşam mücadelesi vermektedir. Hastane yok, eğitim yok, gıda yok, yakacak yok. İnsanlar her şeyden mahrum bırakılmıştır. Sözde medeni Avrupa başta olmak üzere dünya bu zulmü izlerken, 2 milyar Müslümanın yaşadığı İslam beldeleri ve 2 milyarlık ümmet de maalesef seyirci konumundadır.
Bu tablo bize bir gerçeği haykırmaktadır:
Birlik ve beraberlik olmayınca sadece topraklar değil, insanlık da ölmektedir.
Başsız Ümmet, Perde Arkasındaki Asıl Sorun
Tüm bu yaşananların temelinde yatan gerçek şudur İslam beldeleri başsızdır.
Hilafetin ilga edilmesiyle ümmet parçalanmış, devletler tek tek emperyal güçlerin hedefi hâline gelmiştir.
Geçtiğimiz yazılarımda da ifade ettiğim gibi; Müslüman ülkelerin, dünya genelindeki mazlum halklarla birlikte ortak bir güç birliği oluşturması elzemdir. Bunun yolu ise ancak hilafetin yeniden ihyasıyla mümkündür.
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur
“Allah, aranızdan iman edip salih amel işleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde hâkim kıldığı gibi onları da hâkim kılacağını vaat etmiştir.”
(Nur Suresi, 55)
Ne var ki bugün “hilafet” ve “şeriat” denildiğinde, bilinçli bir algı operasyonu sonucu toplumların büyük kısmı bu kavramlardan ürker hâle getirilmiştir. Oysa bu kavramlar zulmün değil, adaletin adıdır.
Beşerî Sistemler Zulüm Üretiyor
İnsanlık tarihi açıkça göstermiştir ki; insanlar Allah’ın kanun ve nizamlarından uzaklaştıkça, beşerî sistemler zulüm üretmiştir. Bugün cezaevleri dolup taşmakta, aflar suç oranlarını artırmakta, adalet duygusu her geçen gün daha da zedelenmektedir.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
“Kısasta sizin için hayat vardır ey akıl sahipleri.”
(Bakara Suresi, 179)
Bu ayet, şer’î hükümlerin intikam değil toplumsal hayatın korunması için konulduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Suriye’den İbretlik Bir Misal
Yaklaşık 20 gün önce Suriye’de yaşanan iki hadise bu gerçeği yeniden hatırlatmıştır.
Bir kuyumcuyu öldüren şahıslar hakkında, maktulün birinci derece yakınlarının talebiyle kısas hükmü uygulanmıştır.
Bir diğer olayda ise öz babasını öldüren kişi, yine şer’î hükümlere göre cezalandırılmıştır.
Bu tür uygulamalar, yalnızca adaleti tesis etmekle kalmaz; aynı zamanda suçun önünü keser. Nitekim Allah Teâlâ buyurur
“Kısasta sizin için hayat vardır.”
Peygamber Efendimiz ise şöyle buyurmuştur
“Yeryüzünde Allah’ın koyduğu bir cezanın uygulanması, kırk gün yağmur yağmasından daha hayırlıdır.”
(Tirmizî – sahih hadis)
Mursi’den Venezuela’ya Aynı Senaryo
Mısır’da halkın oylarıyla seçilmiş Muhammed Mursi’nin başına gelenler hâlâ hafızalardadır. Önce desteklenmiş, sonra “hain” ilan edilmiş, darbeyle devrilmiş, zindanlarda şehit edilmiştir. Ona oy veren yüz binlerce insan da işkenceye, idama ve zulme maruz kalmıştır.
Bugün Venezuela’da yaşananlar, yarın başka bir ülkede yaşanabilir. Emperyal güçler için bu senaryolar son derece sıradandır.
Son Söz ve Çağrı
Buradan tüm İslam beldelerinin yöneticilerine ve halklarına bir kez daha sesleniyorum:
Birlik ve beraberlik içinde hareket etmezsek, Filistin’de yaşananlar başka coğrafyalarda da yaşanmaya devam edecektir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.”
(Âl-i İmrân Suresi, 103)
Korkulması gereken şey şeriat değil, beşerî zulüm düzenleridir.
Korkulması gereken şey hilafet değil, emperyalizmdir.
Yeryüzüne adalet ancak Allah’ın nizamıyla, yani şer’î hükümler ve hilafet anlayışıyla geri dönecektir.
Bu vesileyle tüm İslam âlemini birlik ve beraberliğe davet ediyor; selam ve dua ile..

