Kenan GÜL


Beşerî Sistemlerin Kadın Karnesi ve İslam’ın Tarihe Ahlâkî Müdahalesi

Ve gerçek medeniyet, iddialarda değil; kadına verilen değerde gizlidir.


Tarih boyunca medeniyet iddiasında bulunan her sistem, kadına bakışıyla sınanmıştır. Güçlü ordular, gelişmiş teknolojiler, parlak felsefeler bir toplumu “medenî” yapmaya yetmez. Kadının onuru korunmuyorsa, orada medeniyet yoktur. Bu açıdan bakıldığında, 1400 yıl öncesinden bugüne kadar kadını en kapsamlı biçimde koruma altına alan yegâne sistem İslam’dır. Beşerî sistemler ise kadını ya aşağılamış, ya sömürmüş, ya da meta hâline getirmiştir.
Avrupa Tarihinde Kadın Günah, Eşya ve Meta
Avrupa tarihinde kadın, uzun yüzyıllar boyunca insanlık haysiyetinden yoksun bir konumda tutulmuştur. Orta Çağ boyunca Kilise metinlerinde kadın, “ilk günahın kaynağı” olarak gösterilmiş, bu anlayış yüzünden on binlerce kadın “cadı” yaftasıyla yakılmıştır. İsviçre, Almanya, Fransa ve İngiltere’de kadınlar; yalnız yaşadıkları, bilgili oldukları ya da toplum kalıplarına uymadıkları için işkenceye uğramıştır.
yüzyıla kadar Avrupa’da evli bir kadının mülkiyet hakkı yoktu. Kazancı kocasına aitti. Hukuken iradesi tanınmıyordu. Sanayi Devrimi’nde kadın, “özgürlük” adı altında fabrikalarda, madenlerde, insanlık dışı şartlarda çalıştırıldı. Bu özgürlük değil, sistemli sömürüydü.
Bugün tablo değişmiş midir? Hayır. Sadece yöntem değişmiştir. Kadın bedeni bugün reklamda, medyada, dijital platformlarda, pornografi endüstrisinde küresel bir pazar nesnesi hâline gelmiştir. Son yıllarda ortaya saçılan Epstein dosyaları ve benzeri skandallar, modern elitlerin kadın ve çocuklara bakışının hâlâ ne kadar karanlık olduğunu göstermiştir. Bu bir istisna değil, beşerî sistemlerin ruhudur.
Beşerî Felsefede Kadının Yeri
Beşerî düşünce tarihinde kadına dair ifadeler de içler acısıdır.
Aristoteles kadını “eksik erkek” olarak tanımlar.
Nietzsche’ye atfedilen ifadelerde kadın, insanî eşitlikten ziyade aşağı bir varlık olarak ele alınır.
Modern evrimci yorumlar, kadını biyolojik olarak daha alt bir konuma yerleştiren anlayışlara zemin hazırlamıştır.
Özetle Beşerî sistemler kadına hak vermemiş, onu ya yük ya eşya ya da haz nesnesi olarak görmüştür.
İslam’dan Önce Cahiliye ve Kadının Yok Sayılması
İslam’dan önce Arap toplumunda da durum vahimdi. Kadın miras alamazdı. Erkek sınırsız sayıda evlenebilirdi. Kadın, babadan oğula miras gibi devredilebilirdi. Kız çocukları ise “utanç” kabul edilerek diri diri toprağa gömülüyordu.
Kur’an bu vahşeti tarihin ortasına bir çığlık gibi bırakır
“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvîr, 8–9)
Bu ayet, yalnız Arap cahiliyesini değil, kadını değersizleştiren tüm insanlık tarihini yargılar.
İslam’ın Devrimi: Kadını İnsan ve Emanet Kılmak
İslam’ın gelişi, kadının hayatında köklü bir kırılmadır. Kur’an, kadını erkeğin rakibi değil, eşiti ve tamamlayıcısı olarak tanımlar
“Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini var eden Rabbinizden sakının.” (Nisâ, 1)
Bu ayet, kadın ve erkeğin ontolojik eşitliğini ilan eder.
Hz. Hatice  Onur, Akıl ve Güç
Hz. Hatice validemiz, İslam’dan önce ve sonra ekonomik olarak bağımsız, sözü geçen, onurlu bir kadındı. Peygamber Efendimiz onunla evliliğini sevgi ve sadakat üzerine kurmuş, vefatından sonra bile onu daima hayırla anmıştır. İlk vahiy geldiğinde sığınılan kişinin bir kadın olması, İslam’ın kadına verdiği değerin sembolik değil, fiilî olduğunu gösterir.
Hz. Aişe İlim ve Otorite
Hz. Aişe validemiz, İslam tarihinde en büyük âlimlerden biridir. Erkek sahabeler, fıkhî meselelerde ona danışmıştır. Bu durum, İslam’ın kadını yalnızca ev içine hapsetmediğinin açık delilidir.
Kur’an açıkça ilmi cinsiyetle sınırlamaz:
“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9)
Kız Çocukları  Utanç Değil Rahmet
Peygamber Efendimiz, kız çocuklarını aşağılayan zihniyeti kökünden yıkmıştır
“Kimin kız çocukları olur da onlara iyi davranırsa, o kızlar onun için cehenneme karşı bir perde olur.” (Müslim)
Ve yine buyurur
“Kız çocuklarını hor görmeyin; ben de kız babasıyım.”
Bu sözler, kız çocuklarını gömen bir toplumdan, onları cennet vesilesi gören bir medeniyet inşa etmiştir.
Anne Medeniyetin Temeli
Resûlullah (s.a.v.)’e “İnsanlar içinde en çok kime iyilik yapayım?” diye sorulduğunda üç kez “annene”, dördüncüde “babana” demesi, kadının annelik makamını insanlık tarihinin zirvesine yerleştirir.
“Cennet annelerin ayakları altındadır.”
Bu söz, slogan değil; ahlâkî bir anayasadır.
Bugün Yaşanan Çelişki ve Peygamberin Uyarısı
Bugün acı bir gerçeği dürüstçe kabul etmek gerekir
Kadına yönelik zulüm sadece Avrupa’da değil, İslam’ı yanlış yaşayan bazı Müslüman toplumlarda da görülmektedir. Töre adı altında cinayetler, eğitimden mahrum bırakılan kız çocukları, şiddet… Bunların hiçbiri İslam’dan değil, İslam’dan uzaklaşmaktan kaynaklanmaktadır.
Peygamber Efendimiz bu konuda açıkça uyarmıştır
“Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Onlar Allah’ın size emanetidir.” (Müslim)
Bir başka hutbesinde şöyle buyurur
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”
Bugün kadınların aşağılandığı her yerde sorun İslam değil, İslam ahlâkının terk edilmesidir.
Gerçek Medeniyet Nerede?
1400 yıldır hiçbir beşerî sistem, kadını İslam’ın verdiği kadar ontolojik, hukuki ve ahlâkî güvence altına almamıştır. Beşerî sistemler kadına hakkını zorla alıp lütuf gibi sunmuştur. İslam ise hakkı, Allah tarafından verilmiş bir emanet olarak tanımlamıştır.
Bugün “medeniyet” dersi verenlerin sicili dosyalarla ortadadır. Kadını özgürleştirdiğini iddia edenler, onu pazarlanabilir bir bedene indirgemiştir.
İslam ise 1400 yıl önce şunu söylemiştir
Kadın onurdur.
Kadın emanettir.
Kadın annedir.
Kadın, insanlığın yarısıdır.
Ve gerçek medeniyet, iddialarda değil; kadına verilen değerde gizlidir.

Ahmet Feyat
8.02.2026 22:03:19
En son ortaya çıkan dehşet sapıklık ve vahşet görüntüleri İslam'ın insanlık için Allah ın bir hediyesi olduğu ortaya çıkmıştır....Takdir ederim kardeşim