Alışkanlıklarımız Bizi ‘Oluşturmasın’

“Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonra da alışkanlıklarımız bizi oluşturur.” (John Dryden)

Bir kişisel gelişim sitesinde adaptasyon üzerine yazılmış olan bir makale dikkatimi çekti. İnsanın inanılmaz bir adaptasyon gücü olduğu ve günlük yaşantımız içerisinde farkına varmaksızın, defalarca adapte olduğumuz anlatılıyordu yazıda.

Şöyle devam ediyordu yazı;

"Adaptasyon, yani, organizmanın yaşadığı ortama uyum sağlayabilmesi, hayatta kalabilmek ve işlevsel olabilmek için kritik önem taşıyor. Gün boyunca deneyimlediğimiz, hızla değişebilen, çok çeşitli duyusal uyaranları bir düşünün. Gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz, kokusunu aldığımız ve tattığımız bunca uyarana adapte olabilme becerimiz gerçekten fevkalade. Örneğin, zifiri karanlık bir iç mekândan, öğle güneşiyle aydınlanan dış mekâna çıktığımızı düşünün. İlk başta gözlerimizi tam olarak açmakta zorlanırız, ama hızla bu yeni ortama tamamen alışır, hatta ışığın ne denli kuvvetli olduğunu unuturuz... Karşılaştığımız bir uyaran, ilk anda çok fark ediliyor; ancak, zamanla giderek daha az dikkat çekiyor; sonra ise, bir noktada, tamamen adapte olunuyor ve neredeyse farkına bile varılmıyor.”

Mesela sürekli cildimizle temas halinde olan giysilerle muhatabız. Ancak onları her an hissetmeyiz. Bunun önemli bir sebebi var. Derimizdeki alıcılar belli bir süre sonra, cildimize temas eden maddeye ilişkin duyu sinyallerini beynimize iletmeyi durdururlar. Bunun nedeni cildimizin, kendisine temas eden maddeye karşı alışkanlık kazanmasıdır.

Bir an bedenimizdeki bu 'alışma' mekanizmasının olmadığını düşünelim; ne olurdu?.. Üzerimizdeki giysileri sürekli olarak hissetmek kuşkusuz bizim için eziyet haline gelirdi. Dikkatimiz her an çorabımızın sıkan lastiğinde ya da gömleğimizin sert manşetinde yoğunlaşırdı. Hatta bu yüzden, dokunduğumuz diğer cisimlerden gelen sinyalleri algılamakta zorluk çekerdik. Yaşamımız, bu sıkıntılı ayrıntılar nedeniyle zor bir hal alırdı. Dahası geceleri bile rahat uyuyamaz, dinlenemezdik.

Merhametlilerin en merhametlisi Allah sonsuz rahmetiyle kullarını kuşatır. Çok küçük bir detay gibi görünse de bu mekanizmanın olmadığını düşündüğümüzde, gerçekte ne denli hayati olduğunu anlayabiliriz.

Söz ettiğim yazıda farklı fiziksel ortamlar arası geçişlerde, değişime hızla, üstelik pek çok kez bayağı bir biçimde uyum sağlayabilme özelliğinin insan için faydaları anlatılıyor olsa da ben burada, 'adaptasyon' mekanizmasına benzeyen ancak fiziksel değil ruhsal olan bir durumdan söz etmek istiyorum.

Kuşkusuz Yüce Allah'ın tüm evrene olan hakimiyetinin kanıtları çok açıktır. Ancak birçok insan yukarıdaki örnektekine benzer bir alışma mekanizması nedeniyle, çevresindeki uyarıcı güzellikleri göremez ve kavrayamaz.

Bazı insanlar ilk kez karşılaştıkları bir yaratılış delili karşısında etkilenebilir hatta kısa süreliğine de olsa detaylı inceleyip, üzerinde düşünebilir. Ancak bir süre sonra hissettikleri o heyecanı yitirerek, alışkanlık duymaya başlarlar. Hatta zamanla, gördükleri ‘şeyler’ onlara 'sıradan' gelir.

Alışkanlık anlamına gelen ülfet; insanların, varlıklardaki muhteşem detayları, mucize ve güzellikleri fark etmelerini engelleyen bir perdeye benzer. Bu kimseler evreni saran ihtişama, Allah'ın benzersiz yaratmasının delillerine alışkanlık gözüyle bakar; gaflet ve ülfet perdelerinin altında yaşarlar.

Tüm kâinata hâkim olan Allah, yarattığı tüm canlılara dilediği şekli vermiş, hepsine ayetlerini yerleştirmiş, varlığının delillerini insanlara göstermiştir. Ancak insanların görmelerini engelleyen o kadar çok sebep zinciri var ki. Hayatta her şeyin bir başka 'şey' sebebiyle oluştuğu mantığı, çevremize alışkanlık gözüyle bakmamıza yol açıyor.

Sebeplere takılınca bir ülfet ve alışkanlık meydana geliyor ve insanların akılları adeta iptal oluyor. İşte bu büyük gaflet. Bu perde insanı öyle sarıyor ki, insan, Allah'ın sanatını göremeyecek duruma geliyor. Kurtulmak için ise özel bir çaba gerekiyor. İnsan ancak bu perdeyi delip ülfetten kurtulabildiğinde derin imana kavuşabilir.

Zamanla Allah’ın eşsiz yaratmasındaki gerçekleri unutmak, bu mucizevi olaylar üzerinde hiç düşünmemek insanları Allah'ın gücünü gereği gibi takdir etmekten engelliyor. Kur'an bu kişilerin durumunu, “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler." (Yusuf Suresi, 105) ayetiyle tarif ediyor.

Oysa yeryüzündeki tüm varlıklarda sayısız yaratılış mucizesi vardır. Detaylardaki mucizeler, tüm canlılığın yapıtaşı olan atomlarda başlar, olağanüstü denge ve düzene sahip gökyüzü, galaksiler, Güneş, insan vücudu, bitkiler, dağlar, denizlerdeki sayısız detay ve özelliklerle devam eder. Tümünün sahip olduğu özelliklerde bir sanat vardır. Akıl ve hikmet gözüyle bakabilen bir insan, detayları da gördükçe, Allah'ın üstün ilmine, sonsuz gücüne ve benzersiz sanatına daha yakından şahit olur.

Alışkanlık edinmek kolaydır ama onu üstünden atmaya kalkmak zordur. İnsanın kafasında eski telkinler yerleşmiştir. Silerek çıkmaz bazıları, ‘kazıyarak’ çıkarmak gerekir.

Hayatımızdaki bu perdeleri tek tek kaldırmak çok önemli. Samimi bir kalple Allah'a yönelmek, gördüğümüz her şeye hikmetle bakmak ve üzerlerinde derin düşünmek lâzım.

YORUM EKLE